?>
Hayal Edin!
Hayal edin!
Bir sabah uyandınız. Yatakta yarı oturur vaziyettesiniz. Karşı duvarda daha önce hiç görmediğiniz kırmızı çerçeveli büyük beyaz bir saat görüyorsunuz. Tam olarak 6’yı gösteriyor.

İşte o an nerede olduğunuzu merak ettiniz ve hikâye başladı.

Daha gündüz mü yoksa akşam mı olduğunu bile bilmiyorsunuz. Yatak sol duvara dayalı ve hızla sağınıza bakıyorsunuz. Görüyorsunuz ki bir odadasınız. Yataktan kalkıp kendi etrafınıza bakıyorsunuz ve tek gördüğünüz duvardaki saat. Tavan ise 3 katlı bina yüksekliği kadar yukarıda. Ortamda hiçbir ses yok. Sadece kendi nefes alışınızı duyuyorsunuz. Zemin ise sarı renkli yumuşak bir halı ile kaplı. Ayaklarınız çıplak. Yatağınız eski tip yataklardan, iki ucunda da demir parmaklıklar var ve her dokunuşunuzda gacır gucur sesler çıkarıyor. Odada ne bir pencere var ne de bir kapı. Ampulde yok. Etrafı nasıl görebildiğinizi sorgulamaya başlıyorsunuz. Işıksız bir ortamda duvarları, saati ve yatağı görmek nasıl mümkün olabiliyor ki? O esnada yatağı kontrol etmek aklınıza geliyor. Altını üstüne getiriyorsunuz fakat çarşaf, yorgan ve yataktan başka hiçbir şey yok. Aynı şekilde saati de kontrol ediyorsunuz fakat olağan dışı hiçbir işaret yok. Saati duvara astığınızda daha 3 dakika geçtiğini fark ediyorsunuz.

Yatağa oturup hafızanızı zorluyorsunuz. “Nasıl geldim ben buraya?”
“Tanıdığım insanların yüzünden başka hiçbir hatıra canlandıramıyorum.”
“Annem, babam, kardeşlerim ve bazı arkadaşlarım… Her birinin yüzlerini hatırlıyorum ama onları hayal etmeye çalıştığımda bu odada ayakta duruyorlar olarak görebiliyorum.”
“Neden onlarla yaşadığım bir hatıramı düşleyemiyorum?”

Artık korkmak için çok nedeniniz var.

Ailenizin ve sizin nerede olduğunuzu merak ediyorsunuz. Birden duvarlardan bir ses geliyor; Tahtakurusu gibi bir ses. Yavaşça sanki duvarları kemiriyorlar. Tavandan üzerinize çimento tozları düşmeye başlıyor. Yan duvarlarında aynı şekilde dipleri toz birikintisi oluyor. Odanın tüm duvarları toz haline geldiğinde yere düşmüş saatin 12:15’i gösterdiğini görüyorsunuz.

Artık sınır yok!

Bir deniz yüzeyi kadar düz bir ovadasınız. O anda bir ağaçta olduğunuzu fark ettiniz. Sarı yaprakları kırmızı meyveleri olan güzel bir ağacın en büyük dalındasınız. Görüyorsunuz ki her tarafınız ufuk. Küçücük bir tepe dahi yok. Gökyüzü sanki Yıldızlar ve Ay ile özel olarak sizin için aydınlatılmış. Zemin ise sert toprak. Böyle bir ortamda kim bir yöne gitmeye karar verebilir?

Ardından vakit kazanmak için su ve yiyeceğe ihtiyacınız olduğunu fark ettiniz. Böylelikle buradan kurtulmak için enerjiniz olacaktı. Ağacın meyvesinden yediniz ve bu size daha önce hiç tatmadığınız ve almadığınız bir haz verdi. Meyveden son ısırığı aldığınızda 10 metre ileride bir ağaç daha belirdi. Hemen ona gidip nasıl faydalanabileceğinize baktınız. Hiç meyvesi yok. Ayrıca kokusu da size cazip gelmedi. Sonra tekrar meyve ağacına gidip bir meyve daha yediniz. Bu süreçten yorulmuş olacaksınız ki ağacın dibinde uyuya kaldınız.
Gözlerinizi açtınız, saat 10’u gösteriyor. Güneş tepeye yaklaşmış yıldızlar ve ay yok olmuş. Topraktan o kadar yoğun bir sıcak yüzünüze doğru geliyor ki kaçacak yer arıyorsunuz. Ama kaçabileceğiniz pek yer yok, başka nereye giderseniz arazide öleceğinizi düşünüyorsunuz.
Bir esinti geldi, sanki buzdolabını açmış gibi serin ve soğuk bir esinti. Bu serinliğin diğer ağaçtan geldiğini fark ettiniz. Hemen o ağaca giderek güneşten ve sıcaktan korundunuz.
Bazı günler uzaklara gitme kalkışması olsa da oradan ayrılamayacağınızı kabul etmiş durumdasınız. Ki yiyecek ve barınak bulmanız orda kalmanız gerektiğini de gösteriyordu. Bişey sizi buna zorluyordu
Bunu kabullendiniz.
Artık Meyve ağacı sizin anneniz ve Heybetli serin ağaçta babanız oldu.

İşte bu benim 9 Haziran 00:16’da doğan kızımın hikayesi!

Benzer Hikayeler


Dun aksamki yasananlardan sonra farkettim ki eglenmeye ihtiyacim varmis uzun sure sonra bu kadar guldum, kayitsizca, hicbirseyi dusunmeden gecenin keyfini cikardim. Cok ihtiyacim varmis onu anladim. Sanki yenilendim
Devamını Oku
Mutlu olmak için
Mutlu olmak için; sevdiğin birisiyle karavanla gezip kamp yapın.
img/hikaye/thump_big/15bf86c0a327d4_400_yinebirgun.jpg
img/hikaye/thump_big/15bf86c0c01c45_400_yinebirgun.jpg
Aşkımız nasıl başladı. Platonik bir aşk hikayesi
İş yerinde bir arkadaşım vardı. Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Bir gün kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, kız arkadaşını aramamı ve onu ikna etmemi istedi. Gözyaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp bağırmaması için ikna etmeye çalıştım ama içimden bağırmasını diliyordum. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyor, ikna olmuyordu. Bu olaydan sonra aradan birkaç hafta geçmişti. O olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu ve biz biraz samimi olmaya başlamıştık. Bir akşam cep telefonuma bir mesa Daha fazla oku
Devamını Oku

Yinebirgün Hikaye paylaşım platformu

Herkesin bir hikayesi var...