?>
Kehanet / "Başlangıç"
Merhaba! Ben eskiden bu sitede kendi yazdığım hikayeleri paylaşıyordum. Şimdi yine paylaşım yapmaya devam edeceğim. Keyifli okumalar!
    "Başlangıç"

   Gecenin en kör saatlerinde başını saran ağrılarla mücadele ederken bir yandan da uykuya hasret kalmak nasıl bir histir? Üstelik bu kötü hisleri son zamanlar her gün yaşıyorum. Daha doğrusu, şu 'Aydınlıkçılar' denen insanların kurdukları teşkilatı araştırmaya başladığımdan beri. Bir coğrafya hocası olduğum için böyle şeylere kolayca merak sararım. Dedem hep "Öğrendiğin her bilgi en iyi arkadaşındır" derdi. Ama bu defa yeni bilgiler benim arkadaşım değil, düşmanım oldu. Geceler garip rüyalar, korkunç hisler yanımdan ayrılmıyor artık. Eşim Clody de rahatsız artık bu durumdan. Sanki deli gibi bakıyor bana. O şimdi mışıl mışıl uyuyorken ben baş ağrılarımla mücadele ediyorum. En sonda onlar kazandı. Bir ağrıkesici ve bir uyku ilacı içip yeniden sıcak yatağıma yattım. Sabah saat 7-ye kadar bir daha uyanmamak şartıyla.

   Sabah Clody'nin gittikce yükselen sesine uykumdan uyandım. Sersem sersem ona bakarken çekmecenin üzerindeki çalar saati gösterdi.

    "Ahh Richard! Saat 8-e 10 geçiyor. Biraz daha oyalanmaya devam edersen, okula geç kalacaksın."

    "Kafam hâla çok karışık. Uyku beni sımsıkıca tutmuş bırakmak istemiyor. Bir taraftan sen, diğer taraftan uyku çekiyor beni. Tıpkı bir oyun gibi."

  Bu sözleri söylerken arayı yumşatmak için birazcık gülümsedim. Ama Clody sert bakışlarıyla bakmaya devam ediyordu.

    "Umarım sonunda doğru yönü bulursunuz, öğretmen bey!"

   Son sözlerinden sonra daha fazla yatakta kalmamayı seçip ayağa kalktım. Kıyafetlerimi giyinip banyoya doğru yol aldım. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra sıra artık güzel bir kahvaltıya gelmişti. Hemen mutfağa doğru koştum. Clody yine en sevdiğim kaşarlı tostlardan yapmıştı. Ama maalesef fazla zamanım yoktu. On beş dakika içinde kahvaltımı bitirip okula doğru yola çıktım. Çalıştığım okul evden yaklaşık bir kilometre uzaklıkta. Sağlıklı bir hayat için her gün bu yolu yürüyerek gidiyorum. Bugün güzel bir hava var. Kelebekler kanat açıp vızır vızır uçuşuyorlar. Rengarenk çiçekler etrafı süslüyor.

   Renkli bir yürüyüş sonrası okuluma vardım. Ama on beş dakika gecikmiştim bu sefer. Hızlı hızlı koşup binanın ikinci katına çıktım. Çocuklar iki yüz on iki numaralı odada beni bekliyorlardı. Sınıfın kapısından içeriye adım atmamla çocuklar ayağa kalktılar. Kısa bir selamlaşma sonrasında koltuğuma oturup kitabımı açtım. Bugünkü dersimiz gezegenlerle ilgili bir dersti. Sınıfta küçük bir yoklama yaptıktan sonra ders anlatmak için ayağa kalkıp tahtanın önüne çıktım.

   "Bugünkü dersimizde gezegenleri öğreneceğiz, çocuklar. Bize malum olan 9 gezegen var ve bir çok malum olmayan küçük gezegenler var. Öncelikle kendi Dünyamızdan başlayalım. Milyon yıllar önce evrendeki gaz ve toz dumanlarının yaşadığımız gezegeni yarattığına dair fikirler mevcut. Dünya yarandıktan sonra su, ateş, toprak ve rüzgar tek bir gezegende bir araya gelip milyonlarca yıl Dünyaya hükmettiler. Dört element ayrı ayrı parçalara bölünüp diğer elementleri yarattılar. Binlerce yıl sonraysa ilk insanların hayata gelmesiyle insanlar Dünyaya etki göstermeye başladılar. Bazen olumlu, çoğu zaman ise olumsuz etkiler gösteriyorlar.

   Peki, bin yıllardır yaşadığımız Dünya ne zamana kadar koynunda bize yer edecek? İşte bizim en önemli vazifelerimizden biri önceden hangi olayın ne zaman gerçekleşeceğinden haberdar olmak. Ama bu konuyla ilgili ortada yüzlerce fikir olduğu için bilim bile en doğru bilgiyi bulmakta zorlanıyor..."

   Dünyanın sonunun ne zaman geleceği benim en çok merak ettiğim konulardan biri. Mayalıların 2012 yılıyla ilgili kehaneti yalan çıktıktan sonra her yıl ayrı bir yalan uyduruyorlar. Niye mi? 2012 senesinin aralık ayını hatırlayın. Kaç insan yeryüzünün karanlıklar içinde kaybolacağından korkup mum almak için markete koştu. Bu olay şirketler için bir fırsata dönüştü. Satışları arttırıp daha çok para kazanmak için her yıl böyle yalanlar atıyorlar ortaya.

   En çok merak ettiğim konulardan biri de dünyanın sonu geldikten asırlar sonra yeniden hayatın varolup olmayacağı.

   Kendi içimde konuşurken birden teneffüs zilinin çaldığını duydum. Bugünkü dersimiz de böyle bitti. Bugün ikinci bir dersim olmadığı için buradaki işlerimi çabuk bitirip eve dönmek için sabırsızlanıyorum. Öğretmenler odasına gittim çantamı toplamak için. Odada tarih öğretmeni olan arkadaşım Tommy vardı sadece. Ayak seslerini duyup arkaya döndü.

    "Oo, Richard! Nasılsın, dostum?"

    "İyi. İkinci dersim yok bugün. Eve gidip karımla güzel bir gün geçireceğim. Sen nasılsın?"

    "Süperim, dostum! Bugün benim son günüm olabilir bu okulda."

   Onun bu sözleri beni fazlasıyla şaşırttı. Bu okula yıllarını vermiş öğretmen Tommy nereye gidiyor şimdi?!

    "Nasıl yani?"

    "Aydınlıkçılar teşkilatına dahil oluyorum. Artık ülkenin en zengin adamlarından biri olacağım. O yüzden bu okulda çalışmama gerek yok."

    "Saçmalıyorsun herhalde! Sen para için ruhunu satacak bir insan değilsin. Bu gerçek olamaz."

    "Hayır, gerçek. Ne zamana kadar üç kuruş para için okul koridorlarında sürüneceğim? Ben de güzel bir hayat yaşamak istiyorum."

    Elini bana uzattı. O an ona o kadar çok sinirlenmiştim ki, elini uzatmasıyla geriye çekildim.

    "Bence, sen de bizim teşkilata katıl, Richard. Bu zamana kadar görmediğin günleri görürsün."

    "Bundan sonra benden uzak dur, Tommy!"

   Sinirli bir halde okuldan ayrılıp eve doğru ilerlemeye başladım. Yine aynı yolu yürüyerek gittim. Hava gittikçe sıcaklaşıyordu. Eylül ayı olmasına rağmen havada bir yaz esintisi vardı.

   Eve vardığımda Clody'nin bugün evde olmayacağını, ayağı kırılan teyzesini görmek için hastaneye gideceği aklıma geldi. O yüzden kapıyı ısrarla çaldığım halde kapı açılmıyordu. Son zamanlar çok unutkan olmuşum. Çantamdan evin anahtarını çıkarıp kapıyı açtım. Derin bir sessizlik evin her tarafını bürümüştü. İçeriye adım atmamla bu sessizlik bozuldu. Kıyafetlerimi değişip banyoya yüz tuttum. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra sıcak bir kahve içmek için mutfağa gittim. Marketden aldığımız paket kahvelerden üç tane kalmıştı. Küçük bir paket kahveyi sıcak suyla karıştırıp iki dakika beklettikten sonra yudum yudum içmeye başladım. Her yudumunda yorgunluğumu atmamı sağlayan tek içecek sıcak kahve. Kahvemi içtikten sonra biraz uyumak için yatak odamıza doğru gittim. Yatak örtüsünü kaldırıp kendi tarafıma yattım.

    Gözlerimi kapatıp derin bir karanlığın içine daldım. Karanlıklar içinden garip bir ses gelmeye başladı. Sesin geldiği yere doğru ilerlemeye başladım. Yavaş yavaş yaklaştığımı hissediyorum. Karanlıkların ardında mavi bir ışık gözüküyor. İlerledikçe mavi ışık daha büyük bir yeri kaplıyor. Mavi ışığın kaynağına yaklaşmaya devam ederken arkamdan sanki iki elin beni sımsıkı tuttuğunu hissediyorum. Beni tutan eller biraz kollarımı sıktıktan sonra boğazımdan tutup beni boğmaya başlıyor. Ne kadar çığlık atıp yardım istesem de, kimse sesimi duymuyor. Ve ben ruhumu karanlıklara itibar edemememin acısını yaşıyorum...
  
  
 

Benzer Hikayeler


Kayıp hikayesinin yeni bölümlerinde neler olacak?
Kayıp hikayesinin yeni bölümlerinde kahramanlarımız Türkiyedeler! Profesör Hambert kendisine yapılan bir aramayla Türkiye'ye gitmeye karar veriyor. Burada iki gün kalan kahramanlarımız hem İstanbul'u gezip hem de yeni maceralar yaşadılar. Onların başına neler geldiğini yeni bölümlerde öğreneceksiniz!
Devamını Oku
Kayıp hikayesi 25.Bölüm
Kayıp(25.bölüm) Ming sakince adama yaklaştı. Arkasından adamı bıçakladı. Adam arkasını döndü. Aaa, hayır! Bu adam prof.Hambert değildi. Ming adamlarıyla birlikte hemen oradan uzaklaştı. O da profesörü öldüremedi. Acaba şimdi sıra kimde? Prof.Hambert'i ne gibi tuzaklar bekliyor? Tüm soruların cevabını zamanla yaşayıp öğreneceğiz. Prof.Hambert festivalde çok eğlendi. Böcekli yemekler hariç, bazı Çin yemeklerinin tadına baktı. Çin tarihi hakkında değerli bilgiler öğrendi. İki saatlik gezintiden sonra Pekin'in en güzel sokaklarından birinde üç odalı bir evi kiraladılar. Burada bir ay boyunca kalacaklar. Komşuları çok iyi insanlard Daha fazla oku
Devamını Oku
KAYIP hikayesi 15.Bolum
Kayıp(15.Özel bölüm) Profesör kapağı açtı. Tabakta zaman ayarlı bir bomba düzeneği vardı. Rudolf: "Olamaz! Bomba var." Prof.Hambert: "2 dakika vaktimiz var. Hemen kaçmalıyız!" Profesör ve Rudolf büyük bir telaşla kapıya koştular. Ama kapı kilitliydi .Ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Bombanın patlamasına 1 dakika 50 saniye kalmıştı. O an profesör Rudolf'un kolundan tutup cama doğru koştu. Vinç'e doğru atladılar. Şoföre hemen aşağıya indirmesini söylediler. Aşağıya inince hemen atlayıp kaçtılar. Onlar kaçarken otelde bir gürültü koptu. Siyah dumanlar çıkmaya başladı. Onların odası yanıyordu. Rud Daha fazla oku
Devamını Oku
img/hikaye/thump_big/15a8816ce23203_400_yinebirgun.jpg

Yinebirgün Hikaye paylaşım platformu

Herkesin bir hikayesi var...